ISO 9001:2000 (TR1154QC)
Kalite Yönetim Sistemi
Canlı Sığır İthalatı
TÜRKİYE DAMIZLIK SIĞIR YETİŞTİRİCİLERİ MERKEZ BİRLİĞİ

Son günlerde canlı sığır ithalatı yapılması için gerekçeler üretilmeye başlanmıştır. Bunlar arasında öne çıkan, geçmiş yıllarda olduğu gibi Türkiye’de artan damızlık talebi söylemleridir. Son zamanlarda büyük yatırımcının damızlık bulamıyor görünmesi de önemli bir sorun olarak gündeme taşınmaktadır. Bu görüşleri ileri sürenler;

Türkiye’ye ülkenin belirlediği koşullara uyan ülkelerden kişi başına 100 baş ve daha yüksek sayıda ithalatın serbest olduğunu,
Geçmişte de benzer gerekçelerle 300.000’den fazla gebe düve getirildiğini,
Ülkede süt fiyatları başta olmak üzere sığırlardan sağlanan ürünlerin fiyatlarındaki gerilemenin sürdüğünü,
AB ülkelerinden sığır ithalatı yapmanın ülkeyi ne ölçüde zora sokacağını,
Daha önceki ithalatlarda yaşandığı gibi, ülkeyi ciddi sığır hastalıklarıyla bulaştırma riskini unutmuş görünmektedirler.
Canlı sığır ithalatı yapılmasının ülkemiz açısından baslıca sakıncası, ortaya çıktığı günden bu yana pek çok ülkeyi etkileyen Bovine Spongiform Encephalopathy (BSE) yani halk arasındaki adı ile Deli Dana Hastalığı’dır. Hastalığın dünyadaki yayılımı, Uluslararası Salgın Hastalıklar Örgütü (OIE) tarafından iki kategoride ele alınmakta ve ilkinde kendi hayvanları ile ithal ettiği hayvanlarda hastalık görülen ülkeler yer alırken diğeri sadece ithal edilmiş hayvanlarda hastalık görülen ülkeleri kapsamaktadır. AB’nin 25 üyesinden 19’u ABD, Japonya, Isviçre, Kanada ve Israil ile birlikte ilk kategoride yer almaktadır. Bununla birlikte, OIE’nin 2005 Kara Hayvanları Saglık Kodu’nda hastalığın ülkeye girişinin değerlendirilmesinde canlı hayvan ithalatı bir risk kaynağı olarak değerlendirilmektedir. OIE, ülkeleri; Önemsiz, Kontrollü ve Belirsiz BSE Riski taşıyanlar ile arî ve geçici arî statüleri ile tanımlamaktadır. Ülkemizde günümüze dek hiçbir BSE vakası görülmemesine rağmen, gerek geçmişte yapılmış canlı hayvan ithalatı gerek etkin bir sığır BSE izleme programı yürütülemiyor olması nedeniyle Türkiye’ye arî ülke statüsü verilmemekte ve ülke, riskli ülkeler grubunda tutulmaktadır.

BSE hastalığının tespiti halen kesilmiş hayvanlarda yapılabilmektedir. Maalesef canlı hayvanda hastalığın tespitini güvenilir bir şekilde yapabilecek bir yöntem henüz geliştirilememiştir.

BSE hastalığı çıkan ülkelerden yapılacak ithalat ile Türkiye’de de BSE üzerinde yoğunlaşılacak ve ülkenin izleme programını etkin biçimde yürüttüğünde bile BSE çıkmaması halinde arîlik kazanma sansi kalmayacaktır. Hele bir de hastalığın tespit edildiği durumda, sadece Türkiye OIE değerlendirmesinde hastalık çıkan ülke olarak nitelenmeyecek, sektör tüm unsurlarıyla ciddi bir çöküş yaşayacaktır. Bunlara ek olarak, gelişmiş ülkelerin BSE eradikasyonu için ayırdıkları bütçeyi Türkiye’nin ayırması mümkün olmayacağından şimdi ihracatçı olan ülkeler 10–15 yıl içinde BSE’den arîlik kazanabilecekken, Türkiye için bu durum belki de hiçbir zaman saglanamayacaktir.

Bütün bu tehlikelerin ötesinde gündeme getirilen canlı sığır ithalatı aslında müdahale edilerek oluşturulmuş suni bir talebin sonucudur. Bu talebin oluşmasında kamunun yarattığı talep ve yine kamunun öne çıkardığı arazi tahsisi vb. gibi beklentiler ile AB ülkelerinin lobi çalışmaları etkili olmaktadır. Ayrıca AB bayraklı projelerde hayvan satın almanın da uygulamaya dâhil edilmesi, talebin iyice şişirilmesine fırsat yaratmaktadır. Özetle elinde canlı hayvan fazlası bulunması ve azalan müdahalelerle gerek et gerek canlı hayvan piyasalarının sıkışması gibi nedenlerle hayvan satmak zorunda olan AB ülkeleri, Türkiye’yi uygun pazar olarak değerlendirmek niyet ve çabasındadırlar. Ülke açısından acı olan ise bu çabaya, ülkemizin kendi üreticisini yok sayarak, destek çıkan iş ve bürokrasi çevrelerinin olmasıdır.

Gerçekte ülkenin damızlık sığır pazarında, gerçek talebi karşılayacak dişi materyal mevcuttur. Üstelik Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birlikleri ile TKB’nin ortaklaşa yürüttüğü Soykütüğü Sistemi sayesinde ülke verim ortalamalarının çok üzerinde üretim yapabilen hayvanlar üretilmekte ve pazarlanmaktadır. Pek çok platformda vurgulandığı üzere, Türkiye bir hayvancılık ülkesi ise ve üretimi Türk insanları yapacaksa, bu mevcut populasyonunu koruyarak ve iyileştirerek yapılmalıdır.

Kısacası asıl sorun, Türkiye’de damızlık sığır yetersizliği değil, mevcut hayvanların gerek sağlık gerek genetik açıdan geliştirilmelerinin uzun süredir ihmal ediliyor olmasıdır. Bu durumun kabul edilerek, bu hatanın mevcut hayvanlara özveriyle bakan GERÇEK yetiştiriciyi mağdur etmeden ve onunla birlikte düzeltilmesi yoluna gidilmelidir.

Mehmet Sedat GÜNGÖR
Yönetim Kurulu Başkanı
 SAYFA İŞLEMLERİ
Bu Sayfayı Yazdır
 SİTE İÇİ ARAMA
 EĞLENCE KÖŞESİ
Galeriyi gezmek için tıklayınız
 YAYINLARIMIZ
Tüm Yayınlarımız için tıklayınız