ISO 9001:2000 (TR1154QC)
Kalite Yönetim Sistemi
Damızlık Hayvan İthalatı Gerekli mi?
İnsanlar için temel besin maddelerinin en önemlilerinden ikisi et ve süttür.Bu iki ürünün üretiminin yaklaşık %90’ı, kırmızı et üretiminin de %60’ı,sığırdan elde edilmektedir. Süt ve kırmızı et üretiminin geri kalan kısmı ise koyun, keçi ve mandadan sağlanmaktadır.

Türkiye’nin toplam süt üretimi artmamış hatta bir miktar azalmıştır .Bu nitelikteki bir değişimi,kırmızı et üretiminde de görmek mümkündür.

Üretim değerindeki azalmanın iki temel nedeni olduğu söylenebilir. Bunlardan biri hayvan sayısının azalması,diğeri de hayvan başına verimin yeterince yükseltilemeyişidir. Türkiye için bu iki unsuru da geçerli kabul etmek gerekir. Nitekim 1990 yılında 100 kabul edilen koyun, sığır, Ankara keçisi ve kıl keçisi sayısının 2002 yılında sırasıyla 62, 86, 20 ve 67’ye indiği hesaplanabilmektedir. Hayvan başına verimlerde önemli artışlar sağlanmadan bütün türlerde hayvan sayısının azalması kişi başına tüketimin düşmesi, azından artmaması anlamına gelir.kısacası Türkiye’de kişi başına kırmızı et ve süt tüketimi son yıllarda artmak bir yana iyice azalmıştır. Öyle ki,ABD’de kişi başına 50 kg’den fazla olan kırmızı et tüketimi Türkiye’de yaklaşık 15 kg civarındadır. Türkiye kişi başına süt tüketimi de 125 kg gibi oldukça düşük bir seviyededir.

Türkiye için esas ilginç olan üretim değerlerindeki azalmaya rağmen üretici eline geçen fiyatlarda aşırı sayılabilecek bir artış olmaması hatta bazı ürünlerde çiftçi eline geçen fiyatların uzun süre aynı kalması yada düşmesidir. Bu durum, yani tüketim düzeyinin düşük olduğu bir ortamda, üretimin azalmasına rağmen fiyatların artmaması; alım gücünün düşmesi, desteklenmiş ithalatın artması ve kaçakçılık gibi hususlarla açıklanabilir.Bu faktörler,farklı dönemlerde de olsa,Türkiye piyasasını etkilemişlerdir.Günümüz koşullarında bu faktörlerden en etkili olanın alım gücünün düşmesi olduğu söylenebilir.

Yukarıdaki kısa değerlendirmenin özellikle üretim seviyesi ile ilgili olan bölümü ,konuyla ilgili her kesimce kabul görmekte ve doğru kabul edilmektedir. Fakat bu durumun nedenleri ile iyileştirme için alınması gereken tedbirler ve izlenmesi gereken stratejiler konusunda fikir birliği sağlanabilmiş değildir. Çünkü çözüm sürecinde ülke gerçekleri ve bilimsel anlayışa dayalı öneriler çoğunlukla bir yana bırakılmakta, genellikle siyasi ve ticari kaygılar gözetilerek oluşturulan görüşler öncelik almakta ve uygulanmaktadır. Bir başka ifade ile kısa süreli ticari ve siyasi çıkar beklentileriyle oluşturulan, fakat daha kısa sürede sonuç vereceği ve daha düşük maliyetli olacağı kılıfıyla kamu oyuna sunulan yaklaşımlar hemen her zaman ülke gerçeklerine uygun çözümlere tercih edilmektedir. Ülke hayvancılığı ile ticari ya da siyasi kaygılarla ilgilenenlerin çok büyük bir bölümü, ne hikmet ise, her zaman “sığır yetiştiriciliği” üzerine yoğunlaşmakta ve bu sektör ile ilgili çözümde de mutlaka hayvan –gebe düve-ithalatına yer vermekte veya buna gerekçe yapılabilecek unsurları ön plana çıkarmaktadır.hatta, ithalatı çare olarak sunabilmek için bazen bilgisizlikten, çoğunlukla da kasıtlı olarak kamuoyuna gerçek olmayan bilgiler de sunulabilmektedir.

Kamuoyunu hayvan ithalatına ikna edebilmek veya kamuoyundan tepki almamak için üretilen ve öne sürülen gerçeklerden bazıları aşağıda sıralanmıştır:

1. Süt ve et üretimi yetersizdir. Bu eksiği mevcut populasyonda üretimi artırmak yerine, hayvan ithal ederek karşılamak daha doğrudur.

2. Damızlık üretimi yetersizdir. Türkiye damızlık ihtiyacını karşılamak zorundadır.

3. Türkiye’de sanayici süt temininde zorluklar yaşamaktadır.

4. Tarımda kooperatifçilik önemlidir. Kooperatiflerin hayvan talebini karşılamak gerekir.

5. Türkiye’deki havaların verimleri düşüktür,daha yüksek verimli hayvanlara ihtiyaç vardır.

6. Süt ve et fiyatları çok yüksektir, hayvan ithal edilmezse yüksek fiyatın önüne geçilmez.

Yukarıda yazılan argümanların biri veya birkaçı çeşitli zamanlarda ithalat gerekçesi yapılmış ve Türkiye 1925 yılında başlattığı sığır ithalatını aralıklarla sürdürmüştür. En büyük çaplı gebe düve ithalatı 1986 yılında başlatılmış ve yaklaşık 10 yılık bir dönemde 300 000 başa yakın gebe düve ithal edilmiştir. Türkiye gebe düve ithalatını hemen her zaman çeşitli şekillerde desteklemiştir. Bu destekler genellikle hayvan satın alanlara pirim ödemesi veya düşük faizli,hatta bazen faizsiz kredi verilmesi şeklinde gerçekleştirilmiştir. Çoğu defa ithal edilmiş gebe düve temin koşulları, üreticilere hayvanlarını satıp ithal gebe düve almayı düşündürecek kadar cazip kılınmıştır. Yaklaşık 10 yıl devam eden bu dönemin sonunda sağduyulu ve gerçekçi bir anlayışla ithalatı azdıran desteklerden vazgeçilmiş, fakat ithalat yasaklanmamıştır. Özeklikle büyük işletme kurmak isteyenlere, belirli koşullara uymak şartıyla ithalat izni verilmeye devam edilmiştir. Kısaca şu anda ithalat yasaklanmamış, belirli kurallara bağlanan ithalattan kamu desteği çekilmiştir. Bu günlerde tekrar gündeme getirilmek için yoğun çaba harcanan şey,yukarıdaki ifadelerden de anlaşılacağı gibi ithalat izni değil ithalatın kamu kaynakları kullanılarak desteklenmesidir. Bu kararın alınması sağlandıktan sonraki aşama ithalatın hangi ülke yada ülkelerden yapılacağına karar vermek olarak düşünülebilir. Fakat genellikle önce ülke belirlenmekte, sonrada ithalat kararı alınmaktadır. Şimdi de bazı ülke isimleri ortada dolaşmaktadır. Bunlar gerçek ise Türkiye bu gün için utanç verici bir işi, utancını birkaç katına çıkaracak şekilde yapmaya çalışmaktadır denilebilir.

Yukarıda ithalata gerekçe olsun diye ileri sürülen hususların bir bölümü doğrudur. Yanlış olan bu sorunların çözümünü hala ithalatta aramaktır. Aşağıda, aynı sıra numarası esas alınarak, ithalata gerekçe yapılmak için ileri sürülen sorunlara ilişkin bazı değerlendirmelere yer verilmiştir.

1. Süt ve et üretiminin yetersizliği doğrudur. Fakat bu eksikliğin sığır ithalatıyla çözülemeyeceği de açıktır. Nitekim Türkiye’ye, damızlık diye başlayıp kasaplığı da dahil ederek çok sayıda sığır ithal edilmiştir. Bu gün yapılmak istenen de sütü şişede değil memede ithal etmek arzusundan başka bir şey değildir. Türkiye üretim koşullarını iyileştirme ve başka üretim kaynaklarına önem verme konusunda daha gerçekçi ve atılgan davranmak durumundadır.

2. nitelikli damızlık üretimi konusunda Türkiye’nin geçmişi pek parlak değildir. fakat ne ithal edilen hayvanların tamamını nitelikli damızlık olarak görmek ne de sadece gebe düve ithal ederek damızlık üretimini teşvik etmek mümkündür. Dolayısıyla büyük ölçekli gebe düve ithalatını ülke içinde damızlık üretiminin en önemli rakibi,hatta çoğu defa yok edicisi olarak değerlendirmek gerekir.

3. Türkiye’de sanayinin süt üretimindeki yetersizliğe bağlı olarak süt temininde zorlandığını kabul etmek mantıklı değildir. Çünkü hala sanayicinin işlediği süt miktarı toplam üretiminin %15-20’si kadardır. Söz konusu şikayet, toplu süt bulamamak ,ucuz süt bulamamak gibi hususlara indirgendiği, hem ithalattın hem de bugünkü tarımsal yapıyı olumlu yönde değiştirme gücü olmayan uygulamaların bu şikayetleri ortadan kaldıramayacağını sanayiciler gayet iyi bilirler.

4. üreticilerin bir araya gelerek sorunlarına çözüm aramaları önemsenmesi ve desteklenmesi gereken bir husustur. Fakat üreticilere,sadece hayvan satın almalarını sağlamak üzere bir kooperatif kurdurmanın ve bu tip kooperatifleri yönetme gayreti içine girmenin anlaşılır ve yararlı bir yanı yoktur. Kamu bu konuda tavrını daha net belirlemeli,özellikle tarımsal örgütlenme konusundaki karmaşanın durdurulmasına çaba harcamalıdır.

5. Türkiye’de birçok türde hayvan başına verimin düşük olduğu bir gerçektir. Bu durumu ortadan kaldırmaya yönelik çabalar üretici koşullarını ve üreticinin kazancını göz ardı etmemelidir. Aksinde geçmiş yıllarda pek çok örneğinde olduğu gibi yüksek verimli hayvanlara özendirilen çiftçiler büyük zararla karşı karşıya kalabilirler. Özellikle süt pazarının oluşmadığı yörelerde,birkaç baş inekle süt sığırı yetiştiriciliği için cesaretlendirilenlerin bu tehlikeye daha açık oldukları unutulmamalıdır. Türkiye kendi koşullarında yararlı olacak damızlıkları üretebilecek alt yapıya sahiptir. Önemli olan bu gerçeğin ilgili kesimlerce de görünmesi ve çabaların ithalata değil bu amaca yönlendirilmesidir.

6. Süt ve et fiyatları yüksekliği her geçen yıl giderek azalan sıklıklarda dile getirilen bir konudur. Dile getirilme sıklığının azalmasında hem fiyatın göreceli bir kavram olduğunun iyice anlaşılması hem de mukayese edilebilir fiyatların eskiye nazaran daha kısa sürede kamu oyuna duyurulabilmesinin payı vardır. Fiyatlar üretici ve tüketici fiyatları olmak üzere iki farklı şekilde değerlendirilmelidir: örneğin Türkiye’de 1 kg süte tüketicinin ödediği bedelin ancak %25-30’u üreticiye ödenmektedir. Bu oran çoğu zaman %40-45’i bulunmaktadır.

Yukarıda sıralanan hususlar dikkate alındığında ithalatın; hastalık taşıma riski, fiyat yüksekliği, bedelinin dövizle ödenmesi gibi bazı dezavantajları olmasa bile hayvan ithalatı,hele hele uyarılmış ithalat, çare olarak görülmemelidir. Türkiye;ülke kaynaklarını değerlendirmek, hayvancılığın yüksek teknolojisi sayılabilecek olan damızlık ihraç edebilmenin koşullarını yaratmak için, biz yapamayız kompleksini ve yapmamalıyız teslimiyetçiliğini bir yana bırakarak,hemen her türde damızlık üretmenin koşullarını oluşturmak durumundadır.

Özellikle AB ve ABD’den yapılacak canlı hayvan ithalatındaki BSE (deli dana) riski hiçbir zaman göz ardı edilmemelidir.


MEHMET SEDAT GÜNGÖR
TDSYM BİRLİĞİ YÖN KUR. BAŞKANI

 SAYFA İŞLEMLERİ
Bu Sayfayı Yazdır
 SİTE İÇİ ARAMA
 EĞLENCE KÖŞESİ
Galeriyi gezmek için tıklayınız
 YAYINLARIMIZ
Tüm Yayınlarımız için tıklayınız